Gündem

Ege ve Doğu Akdeniz Sorunu Nedir? Yunanistan-Türkiye Gerginliği

Ülkemizin gündeminde olan Ege ve Doğu Akdeniz sorunu nedir bunu kısaca sizlere anlatmak istiyoruz. Prof Dr. Cevdet YILMAZ tarafından hazırlanan sunum eşliğinde sizlere soruna neden olan bölgelere ait tanımları, problemleri ve bunlara bağlı olarak sonucu özet olarak anlatmaya çalışacağız.

Öncelikle soruna sebep olan ve yukarıda gördüğünüz görsele ait tanımları yapalım.

TANIMLAR:

KITA SAHANLIĞI: Bir ülkenin deniz kıyısından (kıyı kenar çizgisinden) denize doğru – 200 m derinliğe kadar olan yamacı (sahanlığı/devamı). (Kıyı dik ise -200 m derinliğe birkaç yüz m’de ulaşılabilir, değilse mesafe uzar).

KARASULARI: Bir ülkenin kıyı çizgisinden denize doğru (deniz üzerinden) 12 mil açığa kadar olan mesafe. (Okyanusa kıyısı olan ABD gibi ülkeler bunu 200 mil kabul ederken, karşılıklı yakın ülkeler 6 mil olabilir). Açık denizden gelen bir tekne 12 mile girdiğinde o ülkenin denizden sınırlarına girmiş olur, izin alması gerekir.

ULUSLARARASI SULAR: Karşılıklı iki ülkenin 12 mil dışında kalan aralarındaki deniz sahası.

ULUSLARARASI HAVA SAHASI: Karşılıklı iki ülkenin 12 mil dışında kalan aradaki hava sahası (Uluslararası suların üstünde kalan hava sahası).

FIR HATTI: Denizde 12 mil olan karasularının üzerinde havaya doğru olan devamı. Havadan bir ülkeye 12 mil yaklaştığınızda o ülkenin sınırına girmiş olursunuz. İzin almanız gerekir. İzinsiz girerseniz denizde Sahil Güvenlik, Havada Hava Savunma müdahale eder. Kara sınırı gibi.

MÜNHASIR EKONOMİK ALAN (MEA): İki ülke arasında kalan denizin tam ortasından geçen sınırdır.

YAŞANAN PROBLEMLER

Problem 1. Sınır Ege Denizinin ortasından geçseydi problem yoktu. Normal şartlarda adalar ana karadan ayrılır. Bu adalar normal şartlarda ana kara olarak hangi ülkenin kıta sahanlığında bulunuyorsa ona aittir. Ege’deki sınırımıza yakın adalar bizim kıta sahanlığımızdadır. Yani bizim -200 m’ye kadar olan yamacımızdadır.

Bu nedenle coğrafi olarak Türkiye’nin denize doğru devamı olan karanın üzerinde olduklarından Türkiye’ye ait olmalıydı. Adalar bizde olsaydı Yunan ana karasından da Türkiye tarafından adalardan da 12 mil açığa kadar gidildiğinde uluslararası sulara geçileceğinden karasuları problemi, yani Türkiye-Yunanistan arasında “Ege Sorunu” olmayacaktı.

Problem 2. Fakat adalar bize değil Yunanistan’a verilmiş. Yunanistan diyor ki adalar benimse ben karasularını adalardan başlatırım. Adalardan itibaren 12 mil saydığında ise Türkiye’nin denizde kayık bile yüzdürmesi imkansız. Bu tür yakın adalara sahip ülkeler 12 mil yerine 6 mile razı olmuşlar. Biz de 6 mile razı olmuşuz. Böyle idare etmişiz.

Biz yurtta barış dünyada barış diyerek sineye çekip, adalarla aramıza sınır çekmişiz. (Eski haritalara bakınız bizzat bizim okullarımızda okutulan gösterilen haritalarda bu sinir çizgileri vardi. 1986’da bir genelgeyle kaldırdık!).

Problem 3. Bizim gafletimizden faydalanan Yunanistan hem silahsız olması gereken adaları silahlandırmış, hem de uluslararası konjonktürün lehine olduğu durumlarda ana karadan değil, adalardan itibaren 12 mil iddiasını sürdürmüş. Böylece Adalara kesin sahip olduğunu kabul ettirerek Yunanistan ana karası ile adalar arasında kalan denizin de tamamının kendine ait olduğunu iddia etmiş, Ege Denizi değil İyon (Yunan) Denizi adını koymuş.

Problem 4. Uluslararası statü gereği Adalar Yunanistan’ın olunca (biz de öyle kabul edip aksini iddia etmediğimiz için) Ege’de biz de 12 mil iddiasında bulunamaz olmuşuz. Çünkü öyle bir iddiada adalar bizim sınırlarımız içinde kalıyor, ama Adalar bizim değil, Yunanistan’ın. Böylece özellikle 12 Adalar gibi burnumuzun dibindekiler de 6 mile razı kalmışız.

Problem 5. Zamanla Yunanistan iddialarını pekiştirme yoluna gitmiş. Adalar onların ya, biz de tamam senin demişiz, aradan da (burnumuzun dibinden) kendi kendimize siniri çizmişiz ya… Buna güvenerek diyor ki “benim karasularıma giremezsin”. Yani Ege’de denize doğru 6 milden fazla açıldığımızda Yunan karasularına girmiş oluyoruz. Bununla kalsa iyi, Yunan karasularına giremediğiniz gibi, onun tam üst çizgisinden geçen sahada uçak uçurursanız bu sefer de Yunan hava sahasına girmiş oluyorsunuz. Oraya da giremezsiniz diyor, “deniz benimse hava sahası da benimdir” diyor.

Şimdi bundan sonrasına dikkat:

Problem 6. Darbelerden krizlerden fırsat buldukça (Kıbrıs çıkartmasıyla güneyden kuşatılmışlığı rafa kaldırmanın ardından) Ege’de aklımız başımıza gelmeye başladı ve yavaş yavaş uyandık. 1986’da önce haritalardan kendi çizdiğimiz kesik çizgili deniz sınırlarımızı kaldırdık. Sonra “Ege Denizi bir Yunan (Iyon) Denizi değildir, senin ana karan Yunanistan’dır, kita sahanlığın adalardan değil ana karadan başlar” demeye başladık. Böyle olunca da Ege Denizi’nin (her iki kıyıdan 12’şer mil karasuları sahası çıkıldığında) geri kala aradaki saha uluslararası sulardır ve ben buraya çıkarım diyince de gemilerimiz tacize, balıkçılarımız saldırıya uğramaya başladı.

Aynı şekilde “uluslararası suların üstü de uluslararası hava sahasıdır” diyerek uçaklarımızı uçurmaya kalktığımızda da, bu sefer Yunanistan; “deniz benimse hava sahası da benimdir, denizimi ihlal ettirmediğim gibi, hava sahami da ihlal ettirmem” diyerek Ege hava sahasına giren uçaklarımızı taciz etmeye, bizimle “it dalaşına” girmeye başladı.

Adalar olmasaydı problem yoktu. Karşılıklı her iki kıyıdan 12 mil açığa kadar sorun teşkil etmiyor. Fakat adalar durumu değiştiriyor. Yunanistan’ın kita sahanlığındakiler zaten onun, problem yok. Fakat bizim kıta sahanlığımızdakiler (bizim kıyı çizgimizden denizin 200 m derinliğine kadar olan saha üzerinde bulunan adalar) Yunanistan’ın olunca durum değişiyor. Yunanistan karasularını ana karadan değil, burnumuzun dibindeki adalardan başlatıyor.

Problem 7. Süreç böyle giderken denizlerde yeni bir kavram ortaya çıktı; Münhasır Ekonomik Alan / Bölge. Denizlerin altında da zengin maden ve enerji kaynakları olduğu anlaşılınca kıyıdaş ülkeler kendi aralarında denizi de paylaştılar.

Misal Hazar Denizi Rus, Azeri, Iran, Türkmen, Kazak arasında paylaşıldı bitti. Türkiye ile Rusya kıta sahanlığı ve karasuları kavramlarına takılmadan Karadeniz’i tam ortadan bölerek kuzeyi senin münhasır ekonomik alanın, güneyi de benim diyerek anlaştı. Karadeniz’de kıyıdan 12 milin çok uzağında olmasına rağmen gaz arayıp bulammiz bu sayede oldu.

Problem 8. Böylece sıra geldi Ege ve Akdeniz’e. Türkiye Ege’nin ortasında çizgiyi çekti ve Yunanistan’a; “Ege Denizi’nin doğusu benim batisi senin” dedi.

Yunanistan da “dur bakalım, yok öyle bir şey, Adalar benim olduğuna göre Ege’nin tamamı benim, yetmez adalardan itibaren 12 mil daha benim diyerek (bizim denize girdiğimiz plajlara kadar) Ege’nin tamamını kendi münhasır ekonomik bölgesi ilan etti.

Madem öyle görürsün sen bak ne yapacağız diyerek döndük Libya’ya. Güneybatı Anadolu’da Muğla açıklarından Libya’ya doğru bir alan belirleyip Libya’ya dedik ki “kuzeyi benim güneyi senin”. İşte o zaman kıyamet koptu. Avrupa Birliği’ni arkasına alan Yunanistan “hayır” dedi. “Adalar benim, aradaki deniz ve denizin altındaki de benim”, (Yunanistan ana karasından 500 küsür km uzaklıkta, fakat bize (Kaş’a) 2 km mesafedeki) “Meis Adası benim, arasındaki deniz ve onun altındaki kaynaklar da benim” dedi. Demese de dedirttiler.

Problem 9. Geldik Doğu Akdeniz’e. (Tabi Avrupa’ya göre doğu, bize göre güneyimiz). Neresi için (hem de yüzde yüz haklı gerekçelerle) “burası benim münhasır ekonomik alanım, ben burada enerji arayacağım” diyerek gemi göndersek hayır dediler. Güney Kıbrıs ile Yunanistan arası onların, yine Güney Kıbrıs ile Mısır arası onların, Yunanistan ile Mısır arası onların… Yani nereye el atsak önümüzü kesmek için Fransa’sı, Almanya’sı, İsrail’i ABD’si piyon Yunanistan’ın arkasından karşımıza dikildiler. Mısır dahil.

Sonuç: Coğrafi olarak bizim kıta sahanlığımızda oldukları için bizim olması gereken adaların Yunanistan’a verilmesi, aradan geçen zaman içinde anlaşmalara aykırı olarak bunların silahlandırılmasına ses çıkarmayışımız, biraz gaflet biraz delalet, sonrasında uyanıp eyvah ana karaya hapsoluyoruz, denize kayık, havaya uçak salamayacak şekilde kuşatılıyoruz demeye başladık ki HACLI ZİHNİYETİ DERHAL HORTLADI VE “EYVAH TÜRKLER UYANDI” ÇIĞLIĞI ATMAYA BAŞLADILAR.

ŞİMDİ NE YAPALIM? HAKKIMIZ OLANI ARAMAKTAN VAZ MI GEÇELİM? BATILI ÜLKELERİN ŞANTAJINA BOYUN MU EĞELİM? HAKKIMIZDAN ZERRE FAZLASINI İSTEMİYORUZ. NASIL Kİ RUSYA VE UKRAYNA KARADENİZ’DE ARAYIŞLARIMIZI MAKUL GÖRÜYORSA AKDENİZ’DE YAPTIĞIMIZ DA O. O HALDE NİÇİN AKDENİZ’İ BİZE DAR ETMEYE ÇALIŞIYORLAR? ÇÜNKÜ GÜÇLÜ TÜRKİYE’DEN KORKUYORLAR. ENERJİ KAYNAKLARINA SAHİP BİR TÜRKİYE’DEN ÇEKİNİYORLAR.

Kaynak: Prof. Dr. Cevdet YILMAZ

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı